|
Kukla ya da robot insanlar
Uğur Dolgun, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ögretim Üyesi. "Küresel Panoptikon" kitabının yazarı da olan Dolgun kameralar ve gözetleme üzerine şunları söylüyor:
"Gözetleme kameraları ile sistem herkesi görürken, kendisini görünmez kılıyor. Foucault bu sistemi "panoptikon metaforu" ile açıklıyor. Burada söz konusu olan görülmeden görmenin gücü. Sürekli gözetim altında olan insanlar, bir süre sonra bu gözetim olgusunu içselleştirerek, gözetleyen kişi olmasa da sanki gözetim altındaymış gibi hareket etmeye başlıyorlar. Bu da, 'disipliner toplumu' gündeme getiriyor. Hedef, kişisel yaşamın tüm işlevlerini gözetim altında tutma ve insanlığı reşit olmayan bireylere dönüştürme. Aslında gözetim pratikleri içinde, kamera sadece küçük bir nüans. Asıl olan, insanların gündelik yaşam içinde her an gözetime maruz kalmaları. Bu, telefonların dinlenmesi, şehirlerin kameralarla çevrelenmesi, e-postaların okunması, internet sitelerinin sürekli denetim altında olması, akıllı kartlar yoluyla marketten veya banka atm'lerinden yapılan ticari işlemlerin izlenmesi gibi çok sayıda uygulamayı da içeriyor. En tehlikelisi de, 11 Eylül saldırıları ile ciddi bir güven sarsılması yaşayan ve toplumsal paranoya ortamı içinde, yarınından endişe duyan bireylerde, gözetlenmenin kendine has güven duygusu ve heyecan yaratması. Bu, en çok iktidarların işine yarıyor. Mesela, 11 Eylül sonrasında ABD, 30 yıl önce başlattığı ve 7 bin 500 mahallede uygulanan "mahalleni izle" programına yeniden hız verdi. İngiltere'de ise, 4 milyonu aşkın kamera bulunuyor. Yani her 15 kişiye yaklaşık bir kamera düşüyor. Londra'ya gelen bir yabancının, günde ortalama 300 kez kameraya alındığı tahmin edilirken; Britanya'daki gözetim etkinlikleri, su, elektrik, telefon ve gaz hizmetlerinden sonra beşinci kamu hizmeti haline gelmiş. En son örneklerden biri de, İstanbul'un kameralarla donatılması. Artık "Big Brother", İstanbul'da da yoğun bir mesai içinde.
Bunun etkileri, uzun dönemde kötü olacak. Kendilerini giderek daha yoğun şekilde denetimleri dışındaki güçler tarafından kıstırılmış hisseden paranoyak bireyler ortaya çıkacak. Bu bireyler, bir süre sonra özgürlüklerinin ardından akıl ve ruh sağlıklarını da yitirme noktasına gelecek. Kendine güveni ve gelecek umudu kalmayan bu insanlar, 'birey' olma bilincinden giderek uzaklaşarak, ipleri devletin ya da egemen güçlerin elinde bulunan kuklalara ya da robotlara dönüşecek. Bu sağlıksız ve tek-tipleşmiş toplumda; sevmesini, gülmesini, güven duymasını, umutlu olmasını bilmeyen nesiller ortaya çıkacak. En basit örnek, şu an her 10 Amerikalıdan 6'sının psikolojik sorunlarla yüz yüze olması ve psikologlar ile psikiyatristlerin diğer tıp doktorlarından daha yoğun bir tempoda hizmet vermesi. Geleceğin toplumunu siz düşünün...
"
Cumhuriyet Dergi 7 Ağustos 2005
Haber: Esra Açıkgöz
|